DÜŞMAN TEK BİR MUSTAFA KEMAL İLE BAŞ EDEMEDİ… YÜZ BİNLERCE MUSTAFA KEMAL VAR…!!! ONLARLA NASIL BAŞ EDECEK???
-Her gün geçtiği yolunun üzerindeki iğde ağacının kesildiğini görünce
ağlayan,
-Çok sevdiği köpeği Foks öldüğünde matemini tutan,
-Yalova’da köşke zarar veren ağacın dalı kesilmesin diye köşkü kızaklarla
kaydırtan,
-Savaş sonrası Çankaya’da ücretle çalıştırılan ve ayrılışlarından
çantalarında Gazi markalı sigara çıktığı için görevli personel tarafından
dövüldüklerini gördüğü Yunan esirlerinden özür dileyerek sigara ve para ile
onları uğurlayan,
-İçki içmeyen ve beş vakit namaz kılan Mareşal Fevzi Çakmak yemekte olacağı
zaman masaya içki koydurmayıp limonata ile yetinen,
-Ramazanlarda Hafız Yaşar Okuyan’a, gündüzleri Hacı Bayram Veli ve
Zincirlikuyu camilerinde şehitlerimizin ruhu için hatim okutan, akşamları da
huzurunda okuttuğu sureleri derin bir hazla dinleyen,
-Ankaralılar tarafından kendisine hediye edilmek istenen Çankaya’daki evin
tapu tescilini, 1.İnönü savaşını kazanan orduya bağışlanmak üzere M.S.B’ye
yaptıran,
-Yurt gezilerinde, Kara Fatma, Satı Kadın gibi Kurtuluş Savaşı’nın kahraman
Türk kadınlarını buldurup ellerini öpen, vefalı, şefkatli, merhametli,
inançlı, saygılı, dürüst, yüreği sevgi dolu bir insan olan Atatürk.
-SEVDİĞİ KADINLA EVLENMEYİP, MİLLETİNE ÖRNEK OLACAĞINI DÜŞÜNDÜĞÜ BİRİYLE
EVLİLİĞİNİ YAPAN…VATAN AŞKINI, AŞKINDAN ÜSTÜN TUTAN BU YÜREKLİ İNSANI…
ASLA UNUTMADIK
ASLA DA UNUTMAYACAĞIZ…
—————————————————
Onun; parasal yardım yaparken dahi, ne kadar zarif bir tutum
sergilediğini
Yaveri Muzaffer Kılıç’ın aşağıdaki anısı ne güzel anlatıyor :
Bir gün Atatürk’le beraber Abidinpaşa’dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus’a
geçiyorduk. O zamanlar Samanpazarı’nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali
Efendi isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir
halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele
Ankara’da böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu halı
Atatürk’ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik. Beraberce
dükkana yürüdük. Kitapçı Ata’yı görünce,
“Buyurun Paşam” diyerek heyecanla bir Emri olup olmadığını sordu. Paşa da
bu halıyı çok güzel bulduklarını ifade ettiler.
Kitapçı;
-Paşam, bu halı bir müşterimin. Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için bana
bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok dedi.
Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin
nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı ezile büzüle;
-Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler, müsaade
ederseniz ismini söylemeyeyim, dedi.
Bu sefer Atatürk daha çok merak edip,
-Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek
isteriz, dediler.
Kitapçı;
-Paşam 40 lira istemişlerdi, deyip yine halı sahibinin ismini vermedi.
Atatürk halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek
ve sıkılarak;
-Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam, dedi.
Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak
Meclis’te görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel
konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli, hoş sohbet, özü sözü
doğru bir kişiydi.
Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40 lira
bırakmamı emretti. Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip
paket yapmaya koyuldu.
Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi’nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;
-”Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama,
kapısını kimseye kapamıyor” diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;
-”Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi’nin evine
yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşam üzeri de kendilerine bir kahve içmek
için geleceğimizi söyleyiniz” dediler.
Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık. Aynı
akşam Abdülhalim Efendi’nin evine gittik. Kendisi bizi avlu kapısında
karşıladı. Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak
duruyordu. Mütevazı evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.
Abdülhalim Efendi;
-Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz,
arabanıza koyduralım” dedi.
Atatürk de;
-Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve
içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz” diyerek halıyı açtırdılar ve
odaya serdirdiler.
Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi
kapıya kadar uğurlayarak;
-Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı….. derken Atatürk sözünü keserek
mütebessim,
-Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu
burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz, diyerek veda edip ayrıldılar.
Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi’ye, kitapçıya bile belli etmemeye
çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı.”
“Bugün artık biliyorum: Hayatın bizlere verip verebilecegi tek ödül, tek
armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta
katlederiz. Sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini
sırtımızda taşırız.”
ALINTI
Hiçbir savunma aracına sahip olmasak bile, dişimiz tırnağımızla zayıf
ve dermansız kolumuzla mücadele ederek
şeref ve haysiyetimizi, namusumuzu
korumayı kaçınılmaz görüyorum.
Tarih, bize vatan uğrunda
canını, malını esirgemeyen milletlerin
asla ölmediklerini göstermektedir.
Ben hayatımı, hiçbir zaman milletimizden üstün görmedim ve görmeyeceğim.
Her an memleketim için şerefimle ölmeye hazırım.’
Mustafa Kemal Atatürk…
“Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç
ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş
müesseseler, her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.”
Mustafa Kemâl ATATÜRK
1929

![ataturkqx4[1] ataturkqx4[1]](http://www.canerilbars.com/wp-content/uploads/ataturkqx41-150x150.jpg)




































































